Almanya siyaset sahnesinde yükselişiyle dikkat çeken aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin Eş Başkanı Alice Weidel, Alman yayın kuruluşu ZDF'ye verdiği mülakatta ülke gündemine bomba gibi düşen açıklamalar yaptı. Weidel, partilerinin iktidara gelmesi durumunda uygulamayı planladıkları ulusal stratejileri kamuoyuna duyurdu. Bu açıklamalar, Almanya'nın mevcut dış politika anlayışını ve Avrupa Birliği ile olan güçlü bağlarını temelden sarsacak nitelikte radikal kararları içeriyor.

Partisinin anketlerdeki düzenli artışına güvenerek konuşan Weidel, iktidar yürüyüşlerinin ilk aşamasında Avrupa'nın mevcut ekonomik ve siyasi yapısını tamamen değiştireceklerini vurguladı. Mevcut hükümetin politikalarının ülkeyi krize sürüklediğini iddia eden parti lideri, ulusal egemenliğin yeniden kazanılması gerektiğini savundu. Siyasi analistler, bu açıklamaların sadece Almanya içinde değil, tüm Avrupa genelinde ciddi bir yankı uyandıracağını ve birliğin geleceği hakkında tartışmaları alevlendireceğini öngörüyor.

Alice Weidel'in kamuoyuna aktardığı en sarsıcı vaatlerin başında, Almanya'nın Euro Bölgesi'nden çekilmesi ve ortak para birimini terk etmesi yer alıyor. Ortak para biriminin Alman sanayisini ve ticaretini olumsuz etkilediğini belirten AfD lideri, bu durumun vatandaşların refah düzeyinde %15 ile %20 arasında reel kayıplara yol açtığını ileri sürdü. Almanya'nın geçmişte ulusal para birimi olan Mark'ı kullandığı dönemlerde çok daha dirençli ve üretken bir ekonomik yapıya sahip olduğuna dikkat çekildi. AfD yönetimi, Euro sisteminin mevcut haliyle Alman mükelleflerin sırtına diğer üye ülkelerin borç yükünü yüklediğini savunarak, ulusal finansal bağımsızlığın şart olduğunu ilan etti. Mark para birimine geri dönülerek para politikalarının tamamen Berlin merkezli yönetilmesi hedefleniyor. Bu hamlenin ülkedeki enflasyonist baskıları düşüreceği ve Alman sermayesinin ülke sınırları içerisinde daha etkin kullanılmasını sağlayacağı AfD kurmayları tarafından savunuluyor.

Sınır serbestisine dayanan Schengen sisteminden ayrılma kararı, Weidel'in sunduğu ulusal güvenlik ve göç yönetimi paketinin merkezinde bulunuyor. Ülke sınırlarının derhal kapatılacağını ilan eden AfD yönetimi, kontrolsüz insan hareketliliğinin ülkedeki kamu düzenini bozduğunu iddia ediyor. Pasaportsuz geçişlerin sona erdirilmesiyle birlikte ulusal sınırlarda 24 saat esasına dayalı sıkı denetim mekanizmalarının kurulması planlanıyor. Göç politikalarında tavizsiz bir tutum izleyeceklerini ifade eden Weidel, vatandaşlığa kabul şartlarının zorlaştırılacağını ve yasa dışı kalanların hızla sınır dışı edileceğini belirtti. Özellikle yasal statü süreleri sona eren Suriyelilerin ülkelerine geri gönderilmesi sürecinin vakit kaybetmeksizin başlatılacağı vurgulandı. Sınır hatlarında oluşturulacak yeni güvenlik hatları sayesinde ülkeye yönelik sistemsiz sığınmacı akınının tamamen sıfırlanması hedeflenen ana başlıklar arasında yer alıyor.

Almanya'nın mevcut yönetim anlayışını beceriksizlikle suçlayan Alice Weidel, Başbakan Friedrich Merz ve Maliye Bakanı Lars Klingbeil'e yönelik eleştirilerini sertleştirdi. Siyasilerin seçim dönemlerinde verdikleri vaatlerin tam aksini uyguladığını ifade eden parti lideri, seçmenlerin bu tutarsızlıktan bıkkınlık duyduğunu belirtti. Hristiyan Demokrat Birliği partisinin kendileriyle herhangi bir koalisyon ya da iş birliği kurmayı reddetme yaklaşımı da AfD kanadından sert tepki gördü.

Önümüzdeki süreçte gerçekleşecek 6 Eylül eyalet seçimleri öncesinde açıklanan anket verilerine değinen Weidel, Saksonya-Anhalt bölgesinde %40,0 üzerinde bir destek oranına ulaştıklarını bildirdi. Ülke genelindeki kamuoyu yoklamalarında ise %27,0 bandına ulaşarak rakip parti CDU'yu geride bıraktıklarını iddia eden AfD, öncelikle eyalet yönetimlerinde ardından da federal düzeyde tek başlarına ya da güçlü ortaklıklarla iktidara gelmeyi hedefliyor.

Çevre ve enerji politikaları konusunda da mevcut küresel mutabakatların dışına çıkan AfD lideri, insan kaynaklı iklim değişikliğiyle mücadele çerçevesinde uygulanan kısıtlamaları reddettiklerini beyan etti. Yeşil dönüşüm adı altında yürütülen Yeşil Anlaşma projelerinin Alman sanayisine ve otomotiv sektörüne zarar verdiğini belirten Weidel, bu uygulamaların ülkenin üretim gücünü zayıflattığını iddia etti. Alman otomotiv endüstrisinin amiral gemisi konumundaki içten yanmalı motorların yasaklanması kararına kesin bir dille karşı çıkan parti yönetimi, bu konudaki kısıtlamaları tamamen kaldıracaklarını beyan etti. Benzinli ve dizel araç üretiminin devam etmesinin yüz binlerce istihdamı koruyacağını belirten AfD kurmayları, fosil yakıtlı teknolojilerin geliştirilmesine destek vermeyi sürdüreceklerini belirtti. Bu hamlelerin Alman otomotiv sektörünün dünya pazarındaki rekabetçi konumunu korumak için elzem olduğu vurgulandı.