Finans piyasalarında yaşanan son gelişmeler, bankacılık sektörünün kaynak yapısında önemli değişimlere işaret ediyor. Geçtiğimiz hafta toplam mevduat kalemi, 112 milyar 999 milyon liralık bir azalışla 32 trilyon 852 milyar liradan 32 trilyon 739 milyar lira seviyesine geriledi. Bu düşüşün arkasında, piyasalardaki likidite hareketliliği ve hızlanan fon tasfiye süreçlerinin etkili olduğu belirtiliyor.

Mevduat hacminin daralmasına rağmen kredilerin artış eğilimini sürdürmesi, bankaları yeni kaynak arayışlarına itiyor. Bankalar, bilançolarındaki dengeyi korumak ve yeni kaynaklar sağlamak amacıyla mevduat toplama yarışını canlı tutmak zorunda kalıyor. Bu durum, bir yandan tasarruf sahipleri için cazip faiz oranları sunulmasına zemin hazırlarken, diğer yandan sektör genelinde fon maliyetlerinin yüksek seyretmesine neden oluyor.

Vatandaşların günlük ekonomik yaşamını ve hane bütçesini en yakından etkileyen bireysel kredi kartı alacakları, büyümesini hız kesmeden sürdürüyor. Sadece bir haftalık sürede 82 milyar 115 milyon lira artan kart borçları, toplamda 3 trilyon 496 milyar liraya ulaştı. Bu devasa borç tutarının 1 trilyon 299 milyon liralık kısmını taksitli harcamalar oluştururken, çok daha büyük olan 2 trilyon 198 milyon liralık kısmını ise taksitsiz borçlar meydana getirdi.

Taksitsiz borç bakiyesinin yüksek olması, kredi kartlarının artık sadece bir ödeme aracı olmaktan çıkarak temel geçim ve günlük harcama aracı haline geldiğini açıkça ortaya koyuyor. Enflasyonist baskılar ve daralan gelirler karşısında nakit parayı elinde tutmak isteyen tüketiciler, marketten akaryakıta kadar pek çok zorunlu giderini kartlar üzerinden karşılamak zorunda kalıyor. Uzmanlar, bu durumun bireylerin finansal dayanıklılığını zayıflatarak ödeme güçlüğü riskini artırdığına dikkat çekiyor.

Tüketici kredileri cephesinde de benzer bir büyüme tablosu gözlemleniyor. Toplam kredi hacmi aynı dönemde 32 milyar 405 milyon lira artarak 3 trilyon 557 milyar liraya yükseldi. Bu tutarın dağılımına bakıldığında, 852 milyar 509 milyon liralık kısmın konut kredilerinden, 42 milyar 729 milyon liralık kısmın taşıt kredilerinden ve çok büyük bir bölüm olan 2 trilyon 662 milyar liralık kısmın ise ihtiyaç kredilerinden oluştuğu görülüyor. Bu tablo, kullanılan tüketici kredilerinin yaklaşık yüzde 75'inin ihtiyaç kredilerinden meydana geldiğini gösteriyor.

Konut ve taşıt kredilerinin payının düşük kalmasında, uygulanan sıkı para politikaları ve yükselen faiz oranları doğrudan etkili oluyor. Ev veya araba sahibi olmak isteyen vatandaşlar yüksek maliyetler nedeniyle bu pazardan uzak dururken, anlık nakit ihtiyaçlarını karşılamak veya biriken borçları çevirmek adına mecburen ihtiyaç kredilerine yöneliyor. Bu eğilim, bireysel borçluluk yapısının uzun vadeli yatırımlardan ziyade günü kurtarma odaklı bir şekil aldığını kanıtlıyor.

Ekonomideki kırılganlıkların en net göstergelerinden biri olan takipteki alacaklar tarafında da yukarı yönlü ivme devam ediyor. Bankacılık sektöründe tahsil edilemediği için yasal takibe alınan alacaklar, 30 Ekim tarihi itibarıyla bir haftalık sürede 18 milyar 34 milyon lira artışla 983 milyar 118 milyon liraya ulaştı. Bankalar, bu riskli alacaklar için 709 milyar 184 milyon lira tutarında özel karşılık ayırarak olası zararlara karşı önlem alırken, sektörün yasal öz kaynakları ise 2 trilyon 389 milyar lira artarak 6 trilyon 211 milyar liraya çıktı.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından açıklanan haftalık para ve banka istatistikleri, brüt rezervlerdeki gerilmeyi de ortaya koydu. Merkez Bankası toplam rezervleri 30 Ekim haftasında 4 milyar 84 milyon dolar azalarak 158 milyar 107 milyon dolara gerilerken, bu düşüşün 2 milyar 955 milyon dolarlık kısmı brüt döviz rezervlerinden, 1 milyar 129 milyon dolarlık kısmı ise altın rezervlerinden kaynaklandı. Finansal piyasalardaki bu gelişmeler, hem makroekonomik dengeler hem de hane bütçeleri açısından yakından takip edilen kritik eşikleri oluşturuyor.