Türkiye'nin köklü sermaye gruplarından Demirören Holding'in sahiplik yapısı ve kökenleri, merhum iş insanı Erdoğan Demirören'in mirası etrafında şekilleniyor. 1937 Bursa İnegöl doğumlu Erdoğan Demirören tarafından kurulan holding, uzun yıllar boyunca tek elden yönetilerek önemli bir büyüme kaydetti.
Demirören'in 2018'deki vefatının ardından, holdingin yönetimi ve hisseleri tamamen ailesine devredildi. Bugün şirketin yönetim kademesinde ve karar alma mekanizmalarında ikinci nesil temsilcileri, Yıldırım Demirören, Tayfun Demirören ve Meltem Demirören Oktay aktif rol oynuyor. Bu üç isim, holdingin tepe yönetimini üstlenirken, aynı zamanda hisseleri de elinde bulunduran temel figürler olarak biliniyor. Dolayısıyla, Demirören Holding herhangi bir dış konsorsiyuma veya yabancı bir fona ait olmayıp, tamamen yerli kurucularının mirasçıları tarafından yönetilen bir aile şirketi niteliği taşıyor.
Şirketlerin küresel dünyada farklı ülkelerle ortaklıklar kurması veya el değiştirmesi sıkça rastlanan bir durum olsa da, Demirören Holding kuruluşundan bu yana yerli sermaye yapısını koruyor. Resmi kayıtlara ve ticaret sicil gazetesine göre yüzde yüz Türkiye Cumhuriyeti merkezli bir kuruluş olan holdingin ana idare merkezi, yönetim binaları ve yatırımlarının büyük bir kısmı İstanbul sınırları içerisinde yer alıyor. Holding, yatırımlarını Türkiye'nin yerel potansiyeline odaklıyor ve uluslararası alanda faaliyet gösterse bile yasal olarak Türkiye'nin bir markası olarak tanımlanıyor. Türkiye'de istihdam sağlayan, vergisini Türkiye Cumhuriyeti'ne ödeyen ve buradaki yasal mevzuatlara bağlı olarak operasyonlarını yürüten bir kuruluş olarak faaliyetlerini sürdürüyor. İnternette görülen yabancı bir ülkeye ait olduğuna dair spekülatif iddiaların ise resmi bir dayanağı bulunmuyor.
Sosyal medyada zaman zaman farklı markalara ve holdinglere yönelik tüketici hareketleri veya boykot çağrıları düzenlenebiliyor. Demirören Holding ve bünyesindeki bazı medya kuruluşları veya iştirakler de geçmişte toplumsal olaylar, yayın politikaları ya da kanallarında yer alan reklam kuşakları nedeniyle dönemsel olarak eleştirilerin hedefi oldu. Özellikle holding bünyesindeki televizyon kanallarında yayınlanan popüler dizilerin oyuncularının bazı markalarla yaptığı iş birlikleri, sosyal medyada bireysel boykot söylemlerini tetikledi. Ancak, kurumsal düzeyde holdingin doğrudan küresel çapta kabul görmüş resmi ve kitlesel bir boykot listesinde yer almadığı belirtiliyor. Tüketicilerin veya bazı siyasi figürlerin dönemsel açıklamaları veya çağrıları, tamamen politik veya yayın politikasına dayalı bireysel tepkilerden ibaret olup, şirketin hizmetlerini veya ürünlerini kullanıp kullanmamak tamamen kişisel tüketici tercihine bırakılmıştır.
Holdingin tek bir kişiye ait olmadığı, kolektif bir aile yönetimine sahip olduğu vurgulanıyor. Kurucu lider Erdoğan Demirören'in 2018'deki vefatının ardından yönetim kurulu başkanlığı koltuğuna Yıldırım Demirören geçti. Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) ve Beşiktaş Kulübü başkanlığı dönemlerinden de tanınan Yıldırım Demirören, günümüzde holdingin en yetkili ismi olarak görev yapıyor. Yönetimde Yıldırım Demirören'in yanı sıra kardeşleri de aktif rol alıyor: Tayfun Demirören, holdingin enerji, gayrimenkul ve diğer stratejik yatırımlarında yönetimsel süreçleri yürütürken; Meltem Demirören Oktay ise grubun idari, finansal ve medya alanındaki kritik kararlarında ortak imza yetkisine sahip.
Özellikle Orta Doğu'daki siyasi gerilimler ve küresel olaylar sonrasında, Türkiye'deki büyük holdinglerin menşei sıkça sorgulanır hale geldi. Bu bağlamda, “Demirören Grubu İsrail malı mı?” sorusu da arama motorlarında sıkça karşılaşılan bir ifade. Demirören Holding'in İsrail devleti, İsrail merkezli herhangi bir şirket veya İsrailli bir yatırımcı grubu ile hiçbir organik ya da sermaye bağının bulunmadığı net bir şekilde ifade ediliyor. Şirket, temelleri 1950'li yıllarda İstanbul Sirkeci'de atılan, Türk sanayiciler tarafından büyütülen ve hisselerinin tamamı Türk vatandaşı olan aile bireylerine ait bir kuruluştur. Ürettiği hizmetler, sahip olduğu markalar ve işletim hakları tamamen yerli sermaye modeline dayanıyor. Bu nedenle holdingin veya markalarının “İsrail malı” olarak nitelendirilmesi asılsız ve gerçeği yansıtmayan bir dezenformasyon olarak değerlendiriliyor.