Türkiye, Avrupa ile Afrika arasındaki önemli kuş göç yollarından biri üzerinde bulunması sebebiyle her yıl milyonlarca kuşun geçişine ev sahipliği yapıyor. Ancak, 10 Ekim Dünya Göçmen Kuşlar Günü vesilesiyle WWF-Türkiye, Doğa Derneği, Eko Alan ve Kuş Kolektifi öncülüğünde yapılan ortak çağrı, bu göç yolculuğunun kuşlar için ölümcül riskler taşıdığını bir kez daha gündeme getirdi. Açıklamada, göçmen kuşların güvenliği için kamu kurumlarının koordineli biçimde çalışması gerektiği vurgulandı.

Sivil toplum kuruluşları, inisiyatifler, platformlar ve meslek örgütlerinin de destek verdiği çağrıda, sonbahar göçünde Orta ve Doğu Avrupa'da üreyen leyleklerin neredeyse tamamının ve küçük orman kartalı popülasyonunun yüzde 90'ının Trakya üzerinden İstanbul Boğazı'na ulaştığı belirtildi. Bu kuşlar, Anadolu, Toroslar ve Amanos Dağları üzerinden Orta Doğu'ya, ardından da Afrika'daki kışlama alanlarına doğru yollarına devam ediyor. Ancak bu uzun ve yorucu yolculukta yaşam alanlarının kaybı, avcılık, tarımsal kimyasalların yanı sıra yalıtımsız elektrik direkleri ve enerji nakil hatları ciddi bir tehdit oluşturuyor. Özellikle geniş kanatlı ve süzülerek göç eden türler, bu hatlarda daha yüksek ölüm riskiyle karşılaşıyor.

Ortak açıklamada, 2026 yazında İstanbul’un Tahtakale bölgesindeki tren hattının tek bir noktasında elektrik akımına kapılarak ölen 106 leylek örneği verildi. Farklı illerden de benzer kuş ölümlerinin bildirilmesi, tehlikenin yalnızca İstanbul’la sınırlı olmadığını gösteriyor. Göç sırasında yorgun düşen kuşların dinlenmek ve gecelemek için kullandıkları elektrik direkleri, uygun teknik uygulamalarla önlenebilecek ölümcül bir tuzağa dönüşebiliyor.

Yetmişi aşkın kuruluş, bilinen riskli bölgelerde acil önlemler alınması ve ilgili kurumların ortak bir plan doğrultusunda hareket etmesi çağrısında bulundu. Talepler arasında kamu kurumları, Türkiye Elektrik İletim AŞ (TEİAŞ), Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları (TCDD), bölgesel elektrik dağıtım şirketleri ve özel hat sahiplerinin katılımıyla “Ulusal Göç Yolları Güvenliği Eylem Planı” hazırlanması yer alıyor. Ayrıca, bilinen kritik noktalardaki elektrik hatlarında acil izolasyon ve işaretleme çalışmaları yapılması, göç dönemlerinde ülke genelinde izleme yürütülmesi ve verilerin ortak bir veri tabanında toplanması isteniyor. Trakya ve Marmara başta olmak üzere göç koridorlarındaki riskli demir yolu ve elektrik hatlarının haritalandırılması ve kuş dostu altyapı uygulamalarının güvence altına alınması için mevzuatın güçlendirilmesi de diğer önemli talepler arasında.

WWF-Türkiye Doğa Koruma Kıdemli Uzmanı Can Yeniyurt, Dünya Göçmen Kuşlar Günü’nün kuşların güvenli göç yolculuğu için ortak sorumluluğu hatırlattığını belirtti. Yeniyurt, leylekler ve akbabalar gibi geniş kanatlı kuşların elektrik hatlarında daha yüksek riskle karşılaştığını ancak hatların izole edilmesi ve görünür hale getirilmesiyle bu yaralanmaların ve ölümlerin önlenebileceğini söyledi. Geçmişte kelaynakları korumak amacıyla yürütülen çalışmalardan örnek veren Yeniyurt, WWF-Türkiye’nin paydaşlarıyla gerçekleştirdiği çalışmada kelaynak ölümlerine neden olan 2,4 kilometrelik riskli elektrik hattının izole edildiğini aktardı. Bu tür uygulamaların, doğru önlemlerle kuş ölümlerinin azaltılabileceğini bilimsel olarak ortaya koyduğunu ifade eden Yeniyurt, 70'i aşkın kuruluşun aynı çağrıda buluşmasının ülke çapında somut adımlar atılması gerektiğini gösterdiğini vurguladı.

Tahtakale’de trenlerin elektrik beslemesini sağlayan katener hatlarındaki leylek ölümlerini belgeleyen ve “Leylekler İçin Acil Çağrı” kampanyasını başlatan doğa korumacı Erdem Kuruca ise yaşananların daha geniş bir sorunun işareti olduğunu dile getirdi. Kuruca, İstanbul gibi yoğun nüfuslu bir metropolde dahi bu toplu ölümlerin yıllarca aynı noktada yaşanmasına rağmen fark edilmediğini, bu durumun Trakya ve Anadolu gibi daha geniş coğrafyalardaki izleme ve raporlama eksikliğinin boyutunu gözler önüne serdiğini ifade etti. Koruma çalışmalarının sahadan elde edilen verilere dayanması gerektiğini belirten Kuruca, acilen riskli hatların haritalandırılıp ölüm oranının yüksek olduğu noktaların belirlenmesi ve koruma stratejilerinin bu verilere göre oluşturulmasının şart olduğunu sözlerine ekledi. Gerekli adımlar atılmazsa benzer ölümlerin her yıl haber bültenlerinin bir parçası olmaya devam edeceğini belirtti.