Antalya'nın gözde turizm merkezlerinden Kaş ilçesindeki Halk Plajı'nda kaydedilen su altı görüntüleri, Akdeniz'in plastik atıklarla mücadelesinin aciliyetini bir kez daha gündeme getirdi. Görüntülerde, plajın su yüzeyinin hemen altında küçük parçacıklardan daha büyük plastik atıklara kadar çeşitli kirlilik unsurlarının bulunduğu ve insanların bu atıklar arasında yüzdüğü açıkça görüldü.
Eski Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müsteşarı ve 23. dönem Hatay Milletvekili Prof. Dr. Mustafa Öztürk, duruma ilişkin yaptığı değerlendirmede, yağışların plastik atıkların denize taşınmasındaki rolüne dikkat çekti. Özellikle Adana bölgesindeki sağanakların, açıkta depolanan ve yasa dışı döküm alanlarındaki plastik atıkları denize sürükleyerek Kaş Limanı'na kadar ulaştırdığını belirtti. Öztürk, sosyal medya hesabından paylaştığı Kaş Halk Plajı görüntüleriyle denizdeki plastik ve mikroplastik kirliliğine karşı uyarılarda bulundu.
Prof. Dr. Öztürk, plastik parçacıklarının yüzme sırasında ağız yoluyla insan vücuduna alınabileceğini ve bu parçacıkların hastalık yapıcı mikroorganizmaları taşıma ihtimalinin yüksek olduğunu vurguladı. Mikroplastikle kirlenmiş sularda yüzmenin sağlık açısından ciddi riskler oluşturabileceği konusunda kamuoyunu bilgilendirdi. Daha önce ağustos ayında Konyaaltı Plajı'ndaki mikroplastik kirliliğine ilişkin de açıklamalar yapan Öztürk, özellikle çocuklar ve yaşlılar için plastik parçacıklarının yutulmasının veya ağızla temasının riskli olduğunu belirtmişti. Konyaaltı ve Çıralı kıyılarındaki kirletici kaynakların belirlenmesi ve incelenmesi gerektiğini de eklemişti.
Öztürk, plastik atık geri dönüşüm tesislerinin çalışma koşullarının Avrupa Birliği (AB) normlarında denetlenmesi gerektiğini belirtti. Atıkların açıkta depolanmasının ve mikroplastik içeren atık suların kontrolsüz biçimde çevreye yayılmasının engellenmesinin önemini vurgulayan Öztürk, aksi takdirde Akdeniz'in plastik atıklarla kirlenmeye devam edeceğini ve turizmin ciddi zarar göreceğini ifade etti.
Kirliliğin kaynağının tespit edilerek atıkların denize ulaşmadan önce önlenmesi gerektiğini dile getiren Öztürk, yalnızca kıyılarda yapılan temizlik çalışmalarının yeterli olmayacağını da ekledi. Türkiye'de yılda yaklaşık 4 milyon ton plastik atık oluştuğunu ve Avrupa ülkelerinden yılda ortalama 500 bin ton plastik atık ithal edildiğini belirten Öztürk, yurt içinde oluşan atıkların büyük bir bölümünün çöp depolama alanlarına gittiğini söyledi. Öztürk'ün paylaştığı verilere göre, Avrupa'dan Türkiye'ye gönderilen aylık ortalama plastik atık miktarı 2025'te 42 bin 790 ton iken, bu yılın haziran ve temmuz aylarında bu miktar 1145 tona geriledi. Ancak Öztürk, gerekli önlemler alınmazsa Türkiye'nin Avrupa'nın plastik atık merkezi haline gelebileceği uyarısında bulundu.
Plastik atıkların zamanla daha küçük parçacıklara ayrılarak deniz ortamına yayıldığını ve bunun deniz canlıları üzerindeki etkilerine dikkat çeken Öztürk, balıkların plastik parçacıklarını besin sanarak yutabildiğini ve bu durumun sindirim sisteminde tıkanıklıklara ve beslenme sorunlarına yol açabildiğini belirtti. Kentsel, endüstriyel ve geri dönüşüm kaynaklı atık suların yanı sıra denizde terk edilen balıkçılık ekipmanlarının da önemli kirlilik kaynakları arasında yer aldığını ifade eden Öztürk, plastik parçacıklarının besin zinciri yoluyla diğer canlılara taşınabileceği konusunda uyardı.