İnsan topluluklarının dünya üzerindeki yaşam alanlarını seçimi, tarih boyunca doğanın sunduğu imkanlarla doğrudan ilişkili olmuştur. İklim şartlarının elverişli olduğu, aşırı soğuk ya da sıcakların yaşanmadığı ılıman kuşaklar, yeterli yağış miktarıyla birlikte canlı yaşamı için ideal ortamlar sunarak nüfusun ana toplanma merkezleri haline gelmiştir.
Topoğrafik yapı da yerleşim yoğunluğunu etkileyen önemli bir faktördür. Engebeli ve dik dağlık alanlar ulaşımı ve ekonomik faaliyetleri zorlaştırırken, geniş düzlükler ve ovalar insan yaşamını kolaylaştırmaktadır. Su kaynaklarına yakınlık ise tarihsel süreçte yerleşim kararlarında kritik bir rol oynamış, akarsu kenarları büyük uygarlıkların ve nüfus merkezlerinin doğuşuna zemin hazırlamıştır.
Günümüz modern dünyasında ise beşeri unsurlar, insan yerleşim kararlarında doğal faktörlerin önüne geçebilen bir dinamik sergilemektedir. Sanayi tesislerinin yoğunlaştığı ve üretimin hızlı olduğu kentler, sundukları iş imkanları sayesinde çevre bölgelerden yoğun iç ve dış göç almaktadır. Fabrikaların, üretim komplekslerinin ve teknoloji merkezlerinin bulunduğu coğrafyalar, kısa sürede büyük metropollere dönüşerek yüksek nüfus sayılarına ulaşmaktadır.
Ticaret ağlarının kesişim noktalarında bulunmak da bir bölgenin nüfus potansiyelini artıran temel iktisadi faktörlerdendir. Üretilen malların pazarlanması, finansal akışın sağlanması ve hizmet sektörünün gelişmesi, bu alanları nüfusal açıdan çekici kılmaktadır. Yeraltı zenginlikleri ve maden yataklarının bulunduğu bölgeler, coğrafi koşulları zorlu olsa bile ekonomik cazibeleri nedeniyle hızlı bir yerleşim süreci yaşamaktadır.
Bir bölgenin dünya ile bağlantısını sağlayan ulaşım kanallarının gelişmişliği, o coğrafyadaki nüfus hareketliliğini doğrudan etkilemektedir. Karayolu, demiryolu, denizyolu ve havayolu gibi ulaşım modlarının kesişim noktalarında yer alan alanlar, lojistik avantajları sayesinde hızlı bir şehirleşme süreci geçirmektedir. Ulaşım kolaylığı, hem ticari malların hem de insanların dolaşımını hızlandırarak bölgenin ekonomik ve sosyal açıdan canlı kalmasını sağlamaktadır.
Teknolojik altyapının, enerji hatlarının ve iletişim imkanlarının eksiksiz sunulduğu modern alanlar da nüfusun yoğunlaştığı odak noktaları arasında bulunmaktadır. Altyapı yatırımlarının niteliği, yaşam kalitesini artırırken bölgesel gelişmişlik farklarını da ortaya koymaktadır. Ulaşılabilirlik kriterini karşılayan şehirler, küresel ölçekte tercih edilen ana yerleşim merkezleri arasında yer almaktadır.
Eğitim ve sağlık hizmetlerinin yüksek standartlarda sunulduğu kentsel alanlar, bireylerin daha nitelikli bir yaşam sürme arayışı doğrultusunda sürekli göç almaktadır. Kaliteli hastanelerin, üniversitelerin ve araştırma merkezlerinin bulunduğu büyük şehirler, genç nüfus başta olmak üzere geniş kitleleri bünyesinde toplamaktadır. Sosyal imkanların çeşitliliği ve kültür faaliyetlerinin zenginliği de yerleşim tercihlerini biçimlendiren önemli etkenlerdendir.
Turizm potansiyeline sahip coğrafyalar ise hem mevsimsel hem de kalıcı nüfus artışlarıyla dikkat çekmektedir. Doğal güzellikleri, tarihi mirası veya deniz turizmi olanaklarıyla öne çıkan bölgeler, hizmet sektörünün büyümesine bağlı olarak ciddi bir istihdam yaratmaktadır. Bu durum, turistik beldelerin zamanla dönemsel birer yerleşim yeri olmaktan çıkıp yılın tamamında yüksek nüfusa ev sahipliği yapan merkezlere dönüşmesini sağlamaktadır.